Türkiye’nin Enerjisindeki İklim Faktörü

Türkiye’nin Enerjisindeki İklim Faktörü

Enerji, tümden bütüne
birçok canlı yapının ve devletlerin ihtiyacı olmuştur. Bu ihtiyacı özele inerek
yani insani profilde ele aldığımızda şu tarzda benzetme yapabiliriz; nasıl bir
insanın hayatta kalmak için enerji ihtiyacı varsa örneğin su, yemek vb. gibi
aynı şekilde devletlerin de enerji ihtiyacı vardır. Bu cümleyi  şu şekilde açıklayabiliriz; insan beslenme
açısından zor durumda kaldığında ulaşabildiği yiyeceğin veya içeceğin sağlıklı
olup olmadığını kontrol etmez ve ihtiyaçlarını gidermek için bunu es geçip
tüketir, zorunda olmadığı durumda yani beslenme konusunda sıkıntısı olmadığı
zaman ise yediği şeylere dikkat eder ve sağlığını riske atacak beslenme şekillerinden
uzak durur. Bunu devlet bazında düşündüğümüzde kalkınmaya çalışan bir devlet
her yenilenebilir, yenilenemez enerji türlerini kullanmaya çalışır ama genel
olarak sağladığı enerji büyüklüğü bakımından yenilenemeyen enerji türleri kullanılır
ve kalkınma aşamasını atlattıktan sonra artık kendi geleceğini yani sağlığını
düşünerek risk oluşturacak hamlelerden olabildiğince kaçınmaya çalışır.

   Dünya genelinde süper güç olarak adlandırdığımız
ülkelere baktığımızda, kalkınma aşamalarında daha çok yenilenemeyen enerji
kaynaklarını kullanarak gerekli sanayi ve teknoloji hamlelerini yaptıklarını
görebiliyoruz. Her avantajın bir dezavantajı olduğunu unutmamız gerekiyor, dezavantajlardan
en önemlisi de yenilenemez enerji kaynaklarının yaptığı emisyon ile birlikte
ülkelerin bulundukları alanda iklim değişikliğine sebep olmasıdır. Ülkeler bu
konuyu zamanında gelişimleri uğruna umursamadıkları gözlenmekte, bir süre sonra
yaptıkları hatanın farkına varmalarının sonucunda ise geliştirmiş oldukları
teknolojiyi bu sefer de geleceklerini yani sağlıklarını düşünerek yenilenebilir
enerji tarafında kullanmaya başladılar. Bunun avantajıyla kalkınmalarını
yenilenebilir enerji tarafından sağlamak için büyük bir adım attılar ve bu
ülkeler zamanında iklim hattında yaptıkları hataları telafi etmeye başladılar.
   Türkiye ise zamanında yapması gereken
hamleleri büyük bir zaman gecikmesiyle son 10-15 yıl içerisinde olabildiğince
yapmaya başlamıştır. Her ülke gibi bizimde gelişimimiz gün geçtikçe artıyor, bununla
doğru orantılı olarak enerji ihtiyaçlarımız da artmaya başlıyor. Bizde belirli
bir gelişmişlik seviyesine ulaştıktan sonra bu süre kaç yıl olabilir orasını
tahmin etmek gerçekten zor gözüküyor, üst kısımda bahsettiğim devletler gibi
artık geleceğimizi düşünüp diğer devletlerin olduğu gibi yenilenebilir enerji
alanına yönelmemiz gerekmektedir. Onların zamanında iklim açısından yaptığı
hataları baz alarak buna göre bir planlama yapmamız gerekmektedir.
   Bunun içinde elimizde olan teknolojiyi
geliştirerek yenilenebilir enerji alanındaki teknolojiye ve iklim tarafındaki
projelere pozitif katkı yapacak büyük bir adım atarsak olabildiğince erken bir
sürede bunun alt yapısını tamamlarız, işte o zaman artık bizde geleceğimizi
düşünerek önemli bir sorumluluk alıp bizden sonraki nesillerimize iklim
konusundaki hassasiyetimizi aktarmış oluruz.
   Bu hususları göz önünde bulundurduktan sonra
iklim konusunda önemli bir adım olan 1997 Kyoto Protokolü ile iklim değişikliği
çerçevesinde net bir başlangıç adımları atılmaya çalışıldı, fakat protokole katılan
ülkeler arasında sorumluluklar açısından görüş ayrılıkları oluşmaya başlandı. Protokole
dahil olan ülkelerin hem gelişmelerine devam etmesi bunun yanı sıra
oluşturdukları emisyon oranları ile de belli başlıklı sınırlamalara neden
olacaktı bu sebeple anlaşmada aksaklıklar baş gösterdi.
   İlerleyen zamanların getirisiyle beraber
1997 Kyoto Protokolü ile başlayan süreç ve 2009 Kopenhag Zirvesi’nin de
Kyoto’yla aynı kaderi paylaşması sonucunda 12 Aralık 2015 gecesinde Paris’te
yapılan Paris İklim Anlaşmasını daha da bir önemli kılmıştır.
Paris
İklim Anlaşmasının içeriğine bakacak olursak;
-Paris Anlaşması (PA)
195 ülke tarafından kabul edilen küresel nitelikte bir anlaşmadır.
 – Tüm tarafların emisyon  konusunda yükümlülük almayı kabul etmiştir.
Ancak bu azaltım yükümlülüğünde gelişmiş ülkelerin daha fazla azaltım taahhüdü
alması ve mutlak azaltım yapması istenirken, gelişmekte olan ülkelerin ise
“ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluk” ilkesi gereği mevcut kapasitelerine
göre bir azaltım yapması beklenmektedir. 2050 sonrası için ise öncelikle
gelişmiş ülkelerin sıfır emisyon sağlayacak konuma gelmeleri istenmektedir.
 – Sanayi devriminden bugüne kadar 1 c dereceye ulaşan Yerkürenin
ısınmasının 2c derecenin daha altına (well below 2c ) ve mümkün olduğunca 1.5c
seviyelerinde tutulmasına karar verilmiştir.
– Gelişmiş ülkeler
gelişmekte olan ülkelere “düşük-karbonlu ve iklime dirençli” kalkınmayı
sağlayacak dönüşümü gerçekleştirmesi için gerekli olan iklim finansmanı,
teknoloji ve kapasite geliştirme desteği sağlamaları gerekmektedir. Bu anlamda
gelişmiş ülkeler 2020 yılına kadar gelişmekte olan ülkelere 100 Milyar $ iklim
finansmanı sağlamaları ve 2020 sonrası için bu rakamın daha üstünde finansman
sağlaması istenmektedir.
– Ülkelerin emisyon
azaltımları konusunda almış oldukları hedefler, geliştirdikleri politikalar ve
hedefe ulaşma konusundaki ilerleme durumu şeffaf ve hesaplanabilir bir yöntemle
her beş yılda bir düzenli olarak değerlendirmeye tabi olacaktır.
   Maddeleri incelediğimizde diğer anlaşmalara
nazaran gelişmekte olan ülkelere daha az yük bindirilmeye çalışıldığını
görüyoruz, anlaşma basamak halinde ilerliyor bunu beş yılda bir yapılacak olan
değerlendirmelerden ve 2050 sonrası sıfır emisyon kilit cümlelerinden
anlayabiliyoruz.
Paris
İklim Anlaşmasında Türkiye’nin Yeri;
   Türkiye, Paris İklim Anlaşması’ndan önce
iklim konusundaki hassasiyetini göstermek için gönüllü olarak, Ulusal Azaltım
Katkı Beyanı olan INDC planını BM İklim Sekretaryasına sunmuştur. Türkiye; 2012-2030 yılları arasında toplam
sera gazı emisyonlarını %116 oranında artırmayı planlıyor. Bu, yılda ortalama
%5’lik bir artışa denk geliyor, planlanan artış referans senaryodan %21
daha az artırmayı hedeflediğini de belirtmiştir. Fakat bazı çevreci kurumlar bu
artışa itiraz ettiler, aslında baktığımızda gelişmeye devam eden bir ülke diğer
ülkelere nazaran daha az bir emisyon yüzdesi söz konusudur.
   Türkiye verdiği bu taahhüttün akabinde
emisyon değerlerini azaltmak bunun yanı sıra gelişimini sekteye uğratmayacak
projeler için çalışmaya başlandı hatta çözümü de bulundu diyebiliriz. Üzerinde
çalışılan ve bana daha mantıklı gelen bu projeyi paylaşmak istiyorum.
(KARAKAYA)
PMR
TÜRKİYE
   PMR Türkiye,
T.C Çevre ve Şehircilik bakanlığı ve Dünya Bankası işbirliği ile imzalanan bir
projedir. Bu projeyi ilginç kılan özellik ise Türkiye, Dünya Bankası ile hibe anlaşmasını ilk imzalayan
ülke olmasıdır. 2013 yılından
bu yana izleme, raporlama ve doğrulama mevzuatının uygulanması ile karbon
fiyatlandırma mekanizmaları hakkındaki çalışmaların yapılmasına ülkemizde
öncülük etmektedir.
(PMR, TÜRKİYE)
Projenin detaylarına indiğimizde karşımıza geniş bir çözüm yelpazesi
çıkıyor ve yelpazenin her bir kısmında gayet güzel çalışmalar mevcut örneğin;
emisyon ticaret sistemi, karbon fiyatlandırma mekanizmalarının yanı sıra beyaz
ve yeşil enerji sertifikaları, genişletilmiş kredilendirme mekanizmaları, sonuç
odaklı finansman tarzında kategoriler ile kör noktalar çözüme kavuşturulacak
gibi duruyor. Kör nokta dememin sebebi ise geçmişe baktığımızda iklim koruma
adına yapılan projelerin sürdürülebilirliği olmadığını görüyoruz, şimdi bu
noktaları biraz irdeleyelim.
Karbon Vergisi
   Karbon
vergisi, kirletim yapan kuruluşun ürettiği karbondioksit emisyonu miktarına
uygulanan açık bir karbon fiyatlandırma biçimidir. Vergi, sıklıkla, CO2 eşdeğerinin (tCO2e) ton başına
fiyatı olarak ifade edilmektedir. Bu sistem aslında sağladığı küçük kısıtlama
ile kuruluşların hem ceza yemesini engelleyecek hem de emisyon miktarında ciddi
bir düşüş oluşturacağı düşünülmektedir.
Enerji
Verimliliği Ticaret Sistemi
   Enerji
tasarrufu zorunluluğu olan kuruluşlar, sistemin verdiği tasarruf miktarına
uymaması halinde sistemdeki diğer katılımcılar tarafından doğrulanmış
tasarruflarını temsil eden enerji tasarruf sertifikalarını teslim edecektir.
Bunu şöyle bağlayabiliriz dolaylı olsa bile, kuruluşlar verilen zorunlu tasarruf
miktarına uyduğu zaman fosil yakıtlı elektrik üretiminden tüketilecek elektrik
miktarı azalmaya başlayacak , doğru orantılı bir biçimde de karbon ve diğer
emisyonlarda azalma meydana geleceği değerlendirilmektedir.
Yenilenebilir
Enerji Ticareti Sistemi
   Karbon
emisyonunu azaltmanın bir diğer yolu da yenilenebilir enerjiye cezbedici avantajlar
getirerek kuruluşlara destek sağlamaktır. Bu başlıkta belirtilen sistemin
özelliği şudur; yenilenebilir enerji üreticileri, ürettikleri her megavat saat
(MWh) başına bir adet yenilenebilir enerji sertifikası almaya hak kazanacaktır.
Bu sertifikalar elektrik tüketicilerine, tedarikçilerine ve diğer piyasa
yandaşlarına satılabilecek ekstra olarak bu sertifikalar sayesinde firmalar
teşvik alabilecek.
Kapsamlı
Kredilendirme Mekanizması
   Kapsamlı
kredilendirme mekanizması, emisyonda, enerji kullanımında ya da enerji
yoğunluğunda belirlenmiş bir referans seviyesinin altında olan sektör ve sektör
bileşenlerine ödül niyetinde kredi yaratıcı ve temin edici bir  yapıdır. Sektörel
kredilendirme referansı mutlak veriler ışığında, ya da bir indeks formunda (ör.
elektrik sektörü için, MW/h başına tCO2 cinsinden sera gazı yoğunluğu)
tanımlanabilmektedir.
Sonuç Odaklı
Finansman
   Sonuç odaklı
finansman, bir proje veya programın önceden tanımlanmış sonuçları temelinde
finansman sağlayan bir mekanizmadır. İklim finansmanı bağlamında, fiilen
tamamlanmış sera gazı azaltımları için ton başına ödeme yoluyla,
önceden-tanımlanmış azaltım sonuçlarını ödüllendiren bir karbon fiyatlama aracıdır.
Ödemeler gerçekleşme sonrası yapıldığından, emisyon azaltımı yapan kuruluşlar
için kararlaştırılmış sonuçları elde etmek önemli bir itici güç sağlarken,
fonlayıcılara da elde edilen azaltım sonuçlarının kesinliği cazip gelmektedir.
RBF, yinelenen ödemeler ve doğrulamalar yoluyla etkili ve verimli bir iklim
değişikliği azaltımını mümkün kılmaktadır.
   Bu
sistemlerin genel olarak ana bir ortak yönü var üreticiyi, tüketiciyi,
dağıtıcıyı cezalandırmak yerine onlara daha cazip fırsatlar sunarak yol gösterici
olmalarını sağlıyor, bunun sayesinde hem emisyon azaltımı sağlanıyor hem de
diğer kısım mağdur olmuyor.
(RİCARDO, ECOFYS, LİFE ENERJİ)
PMR’IN
AMAÇLARI
·
Sera gazı emisyonlarının azaltımında piyasa temelli yaklaşımların teşvik
edilmesi
·
Yenilikçi karbon fiyatlandırma araçlarının desteklenmesi
·
Teknik tartışmalar için platform sağlanması
·
Piyasa araçları için yenilikçi ve kolektif yaklaşımların sağlanması
·
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi taraflarını da
içeren uluslararası toplulukla, tecrübelerin paylaşılması
PROJE BİLEŞENLERİ
1. Pilot Tesislerde İzleme Raporlama Doğrulama (İRD) Mevzuatının
Uygulanması
   Kasım 2017’de yayınlanan ‘Uygulamada İRD’ kitapçığında açıklayıcı bir anlatım mevcut olduğunu görebiliriz. Bu kitapçıkta Türkiye İRD sisteminin organizasyonel yapısı şöyle açıklanıyor; adaylar başvurularını yapıyor bilgilerini TÜRKAK tarafından onaylatılması tamamlanınca lisanlarını T.C Çevre ve Şehircilik Bakanlığı veriyor, santral izleme bilgilerini T.C Çevre ve Şehircilik Bakanlığı sitesine giriyorlar izleme planını onaylatılıyor sonrasında GHG'ye emisyon raporu veriyor GHG onaylanıyor tekrar T.C Çevre ve Şehircilik Bakanlığına gidiyor onlar tekrar onaylıyor ve üretim yapan santrale geri gönderiliyor.

Yazı İçeriği

İRD Pilot Proje kapsamında gerçekleştirilen
faaliyetler

·
Pilot tesislerde İRD senkronizasyonun
sağlanmasına yönelik olarak uzmanlar tarafından teknik destek sağlanması.
·
Hedef grubun kapasitesinin ve tecrübesinin
artırılması; eğitimler verilmesi.
·
Yabancı ve yerel uzamanlar ile tesise özel
izleme planlarının ve emisyon raporlarının hazırlanması.
·
Öğrenilen derslerin ve edinilen
tecrübelerin genele yayılması.  
2.
Analitik Rapor 1: Türkiye’de Emisyon Ticaret Sisteminin (ETS) Kurulmasının
Değerlendirilmesi
   Kasım 2015’de başlatılan çalışmanın amacı
Türkiye’de olası bir ETS’nin kurulması konusunda ilgili bakanlıklar ve özel
sektör temsilcileri ile birlikte bir çalıştaylar düzenleyerek senkron halde
sistemin oluşturabileceği sorunları ortaya çıkartıp çözüme kavuşturarak
kapasite gelişimi sağlamak; ülkemiz için olası ETS senaryoları belirlemek ve
karar alıcıların bilgilendirilmesi amacıyla bir analitik rapor hazırlamaktır.
Analitik rapor, ulusal taahhütlerimizi destekleyecek, olası bir ulusal ETS’nin
yapıtaşlarının ortaya konmasına yardımcı olacak; ihtiyaçların belirlenmesini
sağlayarak ülkemizin hazırlık yapmasına imkan verecektir. Çalışmanın sonuç
raporunun yanı sıra, kamu kurum ve kuruluşlarına yönelik olan hazırlanan 204
sayfalık Türkiye ETS Yol Haritası Raporunda işleyişin nasıl devam edeceği net
bir şekilde açıklanmıştır.

3. Analitik Rapor 2: Türkiye’de Piyasa
Temelli Emisyon Azaltım Politika Seçeneklerinin Değerlendirilmesi

   Türkiye’de
Piyasa Temelli Emisyon Azaltım Politika Seçeneklerinin Değerlendirilmesi”
çalışmasının amacı Türkiye’de sera gazı emisyonlarının azaltımına destek vermek
için ETS dışındaki diğer piyasa temelli mekanizmaların uygunluğunu araştırmak
ve tavsiyelerde bulunmaktır.
   Diğer
piyasa temelli mekanizmalara örnek olarak, karbon vergisi, enerji verimliliği
ticareti veya sektörel kredilendirme mekanizmaları örnek gösterilebilir.
Ayrıca, proje bazlı ve sektörel ticaret yaklaşımlarını kapsayan “Sonuç Odaklı
Finansman” gibi iklim finansmanlarını destekleyen diğer mekanizmalar da
incelenecektir.
   Ayrıca
Temiz Enerji Düzenleme Kurumu , emisyon azaltımlarını satın almak için ihaleler
çıkacak ve ton başına en düşük teklifi
veren projelerin azaltımları devlet tarafından satın alınacak.
4.
Analitik Rapor 3: Seçilen Mekanizmaların Model ve Simülasyon Çalışmalarının
Yapılması
   Bu
çalışmanın ana amacı, uygulanacak karbon azaltım sistemlerini ilk önce
modelleyerek ve simule ederek uygulama esnasında ekonomiye ve  sektörlere olan etkilerinin görüleceği bir
çalışma olacak.
(PMR
TÜRKİYE)

   Proje bileşenlerini detaylı
incelediğimiz zaman karbon azaltımı adına her çıkmaz düşünülerek çalışıldığını
görüyoruz. Her bileşen için ayrı ayrı çalıştaylar düzenlenerek bilgiler
veriliyor, akabinde beyin fırtınası yapılarak görüşler alınıyor ve bunlar değerlendirmeye
alınıyor. PMR ayrıntılı ve ülkemiz için yeni bir sistem olduğu için eğitimler
konusunda sıkıntı çıkmayacağı sürece projede aksaklıklar yaşanacağını
düşünülmemektedir bu eğitimlerin arasında halkımızı bilinçlendirmede yer
almalı, sektör paydaşlarını çalıştaylar yardımıyla eğitilebilir fakat en önemli
kısım halktır. Hem verimlilik hem de karbon emisyonu hakkında ciddi eğitimlerin
alt yapısı hazırlanması akabinde bu eğitimlerin tam randımanlı tamamlanması ile
ilgili bir çalışma düşünülmesi güzel olacaktır.

   Enerji ve İklim arasındaki
ilişkide sadece kurumsal tarafta çalışmalar yapılmıyor, bireysel anlamda çalışma
yapan bu konunun duayeni olan kişilerde mevcuttur.

Doç. Dr. Gürkan Selçuk KUMBAROĞLU

   Boğaziçi
Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nde Prof. Dr. olarak görev yapmaktadır.
Kendisinin iklim konusunda yaptığı çalışmalar ciddi derecede önemlilik arz
etmektedir.

·
1997 yılında
öğrenciliği sırasında hazırladığı ve araştırmaları sonucu geliştirdiği Türkiye’de
SO2 ve NOx Salımları’yla alakalı makalesi
ile bilimsel literatüre giren  ilk enerji-çevre modelleme
çalışması Türkiye’de hava kirletenleri ve salınımlarını sınırlı tutacak
stratejilerin geliştirilmesi ve hava kalitesinin korunması amaçlı oldu.

·
2003 yılında İsviçre için geliştirdiği
Hesaplanabilir Genel Denge Modeli’nde iki farklı yaklaşımı birleştirerek
metodolojik yeni bir uygulama ile İsviçre kanunları kapsamında rasyonel iklim
politikalarını araştırdı.
·
2003 yılında yaptığı çalışmada Türkiye uygulaması
ile bilimsel literatüre giren ilk genel denge bazlı emisyon vergisi çalışmasını
gerçekleştirerek çalışma kapsamında geliştirdiği Hesaplanabilir Genel Denge
Modeli ile emisyon vergisinin ekonomik etkilerini araştırdı.

·
2003 Türkiye’de Emisyon Vergisi uygulaması ile bilimsel
literatüre giren ilk genel denge bazlı emisyon vergisi çalışmasını
gerçekleştirerek çalışma kapsamında geliştirdiği Hesaplanabilir Genel Denge
Modeli ile emisyon vergisinin ekonomik etkilerini araştırdı.

·
Ağustos 2009’da
yaptığı çalışmada Türkiye’nin CO2 salımlarında etkili olan
bileşenlerinin ortaya çıkarıldığı ve CO2 salımlarına bölgelerin ve sektörlerin
katkısının belirlendiği, sektörel salım göstergelerinin AB ülkeleri ile
karşılaştırıldığı ve aynı zamanda hane ve kişiler bazında araştırmaların yer
aldığı çalışma Prof.Dr. Gürkan Kumbaroğlu ve Doç.Dr. Yıldız Arıkan tarafından
kitaplaştırıldı, Açık Toplum Vakfı tarafından yayınlandı. Çalışma basında geniş
yer buldu.
·
Prof.Dr. Gürkan Kumbaroğlu, Ekonomi ve Dış Poltika
Araştırma Merkezi EDAM tarafından Ekim 2011’de yayınlanan Nükleer Enerjiye
Geçişte Türkiye Modeli başıklı kitapta “Türkiye Açısından Nükleer Enerji
Ekonomisi “ başlıklı bölümü, Aralık 2012’de yayınlanan ikinci ciltte ise
“Nükleer Enerji ve Türkiye: Bir İhtiyaç Analizi” ile “Türkiye’nin İklim
Değişikliği Steratejisi ve Nükleer Enerjiye Geçiş” başlıklı bölümleri yazdı.
Nükleer enerjinin Türkiye’ye özgü ilk kapsamlı, bilimsel ve objektif
değerlendirmelerini içeren her iki yayın da basında geniş yer aldı.
(KUMBAROĞLU)
   Sayın Prof.Dr Gürkan KUMBAROĞLU’nun
çalışmalarını göz gezdirdiğimizde başta ülkemize sonrasında diğer dünya
ülkelerine katkı yapacak nitelikte projeler, makaleler, kitaplar yazıp iklim
konusundaki kendi görüşlerini ve hassasiyetini açıkça belirtmiş. 2003 yılında
yaptığı Emisyon Vergisi adlı çalışmada aslında PMR’ın Karbon Vergisi başlığının
alt yapısını hazırladığını söyleyebiliriz. Bizi uluslararası arenada temsil
eden sayılı yetişmiş insanlardan biridir.
   Bütün bu yapılan çalışmalara baktığımızda
aslında net bir görüş söz konusu o da şu ki ; ülkemiz gelişme aşamasında bir
ülke, bu aşamada olan ülkeler hem emisyona dikkat edip hem de gelişmelerini
devam ettirmek çok sancılı bir süreç olacaktır. Bu gelişme süreci içerisinde
hem yenilenebilir hem de yenilenemez enerji kaynaklarını tam güçte
kullanılacaktır fakat emisyon ve iklim konusunda olan hassasiyetimizde
korunacaktır. Bunun nasıl olacağı özetlenirse, gelişmemizden feragat etmeyip
emisyon tarafını da en optimum bir seviyede tutulmaya çalışılacaktır. Sonuç
olarak, aşırı derecede emisyon yapıp iklim konusunda verdiğimiz sözleri
unutmamakla beraber gelişimimizde sekteye uğratılmayacaktır.
 

Kaynakça

KARAKAYA,
P. D. (tarih yok). PARİS ANLAŞMASI: İÇERİĞİ VE TÜRKİYE ÜZERİNE BİR
DEĞERLENDİRME.

http://www.sut-d.org/wp-content/uploads/2015/12/sut-d-paris-anlasmasi.pdf
adresinden alındı
KUMBAROĞLU, P. G. (tarih yok). İklim Hakkında
Yaptığı Çalışmalar.
http://www.gurkankumbaroglu.org/yayinlari
adresinden alındı
PMR TÜRKİYE. (tarih yok). Proje Bileşenleri.

PMR Türkiye Proje Bileşenleri


adresinden alındı

PMR, TÜRKİYE. (tarih yok). Hakkımızda.
http://pmrturkiye.org/kurumsal/pmr-turkiye/ adresinden alındı
RİCARDO, ECOFYS, LİFE ENERJİ. (tarih yok). Türkiye’de
Piyasa Temelli Emisyon Azaltımı Politika Seçeneklerinin.

http://pmrturkiye.org/wp-content/uploads/2016/12/Piyasa-Temelli-Mekanizmalar-bro%C5%9F%C3%BCr%C3%BC.pdf
adresinden alındı

 

Tazemühendis Tüm yazıları

Yorum yaz

Bu yazıyla ilgili yorum yaparak görüşlerinizi belirtebilir,sorular sorabilirsiniz.

Araç çubuğuna atla